25 Eylül 2014 Perşembe

YER CÜCELERİNİN GÜCÜ







YER CÜCELERİNİN GÜCÜ
(Çocuk terörüne dur demek)


Biliyor musunuz, yaz aylarında ne zaman güney sahillerine inip tatil yapmayı planlasam, hemen bu kararımdan vazgeçip  deniz güneş kum  hayallerimi eylülde okulların açıldığı zamana erteliyorum.
Her ne kadar bu kararımda güneyin bunaltıcı sıcağı bir faktör ise, diğer en önemli faktör de kıyılarımızı saran çocuk terörü...
Nasıl desem, sanki bir Türk çocuğu 10 yabancı çocuğa bedel, maşallah hepsi çığlık çığlığa...
Ne ‘’DUR’’dan anlıyorlar, ne ‘’SUS’’tan..




Hiç unutmam galiba 15-16 yıl önceydi.
Avrupa’da yaşayan Türk işçilerimizin memleketten dönüş yaptığı eylül aylarında Belçika’ya gitmek gafletinde bulunmuştum.
Brüksel havaalanına indiğimizde pasaport kuyruğunda  bizim Türklerin sıraya girmesi ile ortalık birden karıştı. Sanırsınız Güliver’in Ülkesinde cücelerin  meydan  savaşı yaptığı bir yere düştük.
Öyle garip bir karmaşa..

Yabancı ülkelerin çocukları annelerinin yanında uslu uslu sıra bekliyorlar. Bizimkilerde ise her bir annenin etrafında en az 4-5 çocuk...
Yerlere yatmalar mı istersiniz, çığlık çığlığa bir uçtan diğer uca koşmalar mı, itişip kakışıp yere düşünce avaz avaz ağlamalar mı?
Vallahi o dakika, ‘’yani şu insanlar bizi Avrupa Birliğine almak istememekte ne kadar haklılar’’ diye düşündüğümü hatırlıyorum. Çocuk yardımı var diye maşallah kadınlarımız önünü arkasını düşünmeden doğurmuşta doğurmuşlar.
Tabi o zamanlar başımızda Erdoğan yoktu, dolayısıyla bizde de en az 3 çocuk doğuracaksın muhabbeti henüz ortaya çıkmamıştı. Artık  buralarda da bu manzaralara alışacağız herhalde..
Bizim ülkemizde bir  tatil köyüne mi gittiniz, her ne kadar hanımlarımızın çoğunluğu artık  sarışın olsa da  Türk annesi hemen kendini belli eder.
Çünkü babalar  genelde oturur ve  yemeğini evdeki gibi önüne bekler.
 Bu yüzden çoğunlukla Türk anneleri  tatil köyünde kendisi, çocukları ve eşi için en az  3 kere büfeye gitmek zorundadırlar.
Hatta o da yetmez, bazıları ağzına kadar dolu tabaklardan başka ortaya karışık bir şeyler yapmak durumundadır.
Türk annesinin diğer asli görevi de masada çocuklarının  ağzına lokma lokma yemek yedirmektir. Çocuk dediğin şey,7 .aydan itibaren eline bir şeyler vere vere zamanla  yemek yemeyi öğrenen bir küçük varlıktır. Ama her nedense bizim ülkemizde annelerin bu çocuğun ağzına yemek tıkıştırma süreci neredeyse  ilkokul yaşına kadar devam etmektedir.

  
Çocukları açık büfe kuyruğuna girmiş, minicik boyuyla elinde tabağı sırasını bekleyen çocuklar kuşkusuz bu ülkeden değildir. Bizler için bu o kadar alışılmadık bir durumdur ki, parmaklarının ucunda yükselerek tabağına yemek koymaya çalışan o çocuğa ’’ay sen ne tatlı şeysin öyle? Yardım edeyim mi sana’’ deyip  başını okşayasınız gelir.

Tabi bir de çocukların çocuk havuzundan nefret edip ne yapıp edip kollukları taktıkları gibi büyük havuzunu istila etme durumu var..
Burnunu tıkayıp koca koca insanların arasına suları bir metre sıçratarak şap şap atlamalar mı istersiniz, yoksa  denizde aynı şişme botun üzerine binen 5 küçük çocuğun her birinin
‘’Anneeee, babaaaaa bana bak, bak banaaaa, bak ayakta duruyorum, bak yatıyorum, bak yüzüyorum, bak atlıyorum diye çığlık çığlığa bağrışmalarını  mı?.
Öf ki ne öfff..
Çocuk düşmanı falan değilim tabi ki.
Aksine çocukları çok severim. Arkadaşlarımın, eşimin dostumun çocuklarına kısa süreler bakmışlığım da vardır.

Ama çocuk sevmek ayrı bir konu, onların o  amansız çığlıklarını dinlemek, hele bunu birazcık rahatlamak için gittiğiniz tatil yöresinde çekmek, bakın işte o bambaşka bir konu...
Geçenlerde bir akşam üzeri dört arkadaş Nişantaşı Aşk kafe’ de buluştuk, bir şeyler içeceğiz. Yan masada güzeller güzeli üç  anne oturmuş, masanın öbür ucunda da üç çocuk.. Tahmin edebileceğiniz gibi üç çocukta devamlı birbirlerinin önünden bir şeyler çekiştirip, çığlık çığlığa bağırarak  itişip kakışıyorlar.
Annelere baktım, sanki hepsinin kulağında çocuk sesi geçirmeyen özel bir kilt takılı , hani dünya yansa umurlarında değil, tatlı tatlı sohbetlerine devam ediyorlar. Nasıl bir duyarsızlaşma olmuşsa artık...
Bir baktım, iki baktım, sabır  sabır.. Hani çocuklara biraz yavaş olun falan desinler diye bekliyorum.
Sonunda çocuklara döndüm, ‘’yeter ama çocuklar biraz sessiz olun ya ‘’dedim..
Neyse  itiraf edeyim, demedim, biraz yüksek sesle söyledim. Artık nasıl  bir tonda söylediysem çocuklar yerlerinden zıplayıp sus pus oldular. Neyse ki anneler anlayışlı çıktı ve çocuklarına ’’bak işte gördünüz mü ,çok gürültü edince böyle oluyor’’ falan dediler de ortalık biraz sakinleşti.
Bu arada başımı masaya çevirdiğimde çocukları artık kocaman olmuş, üniversiteye giden  kız arkadaşımın  bana  dehşetle baktığını gördüm.
’’Vallahi senden hiç ummazdım Selin!
Siz çocuk doğurmayan kadınlar biraz egoist oluyorsunuz galiba , ben asla böyle bir şey yapamazdım ‘’demez mi?
‘’Tamam’’ dedim.
’’Genelde sakin bir insan olabilirim ama insanın da bir tahammül sınırı var.’’
Bu arada çocukları avaz avaz beynimizi oyarken kıllarını kıpırdatmayan anneler egoist olmuyor da ben niye egoist oluyorum tabi bunu  da hiç anlamış değilim.
Böyle bir çocuk terörü yurt dışında bizden başka bir de Arap ülkelerinde var, ama inanın onlar bile bizimkilerin eline su dökemez.
Dünyada bu kadar ülke gezdim, bizim çocuklar gibisini görmedim.
En güzel restoranlara gidersiniz, o çocuklar çocuk iskemlelerinin üzerinde çatal bıçaklarıyla büyük insanlar gibi yemeklerini yerler.
Uçağa binersiniz, hosteslerin  ellerine verdiği resim defterleri ve boyama kalemleri ile mum gibi otururlar.
Deniz kenarına gidersiniz, uslu uslu  kumdan kaleler yaparlar.
Dükkanlarda , annelerinin ellerinden tutmuş melek  gibi küçük sevimli varlıklar olarak dükkanın içinde yürürler.
Böyle medeniyete canım kurban...

Bizimkilerin ise her biri tek başına bir orduya bedel maşallah..



Ya ne olur anneler babalar lütfen şu çocuklarınıza bir mukayyet olun. Toplum içinde kimseyi rahatsız etmeden hareket etme terbiyesi bu yaşlardan başlıyor.
Bağırarak iletişim kuran çocuklar büyüdüklerinde de her şeyi bağırarak halletmeye çalışan bireyler oluyorlar.
Anne baba olarak yeri geliyor, sizin bile kafanız şişiyorsa, bizler ne yapalım. Bize de acıyın lütfen..


Başımızın tacı güzeller güzeli çocuklarımızla az gürültülü bir yaz diliyorum hepimize,sevgiyle
http://nishtime.com/tr-TR/kose-yazilari/578/selin-melek-aktan-yaziyor-yer-cucelerinin-gucu

Selin Melek Aktan'ın bu yazısı 7 ağustos 2014 tarihinde NİSHTİME da yayınlanmıştır

Hiç yorum yok: