14 Kasım 2012 Çarşamba

Evim Evim Güzel Evim


 



Selin AKTAN
10.12.2009


 Antalya ve civarı tatilciler  için bir cazibe merkezi.
Gönül buralara gelen insanların tekrar tekrar gelecek kadar her şeyden mutlu olmalarını arzu ediyor.
Dünyanın her yerinde otellerin ve işletmelerin ,benzerleri arasından sıyrılmalarını sağlayacak özel bir takım farklı hizmetleri olur.Bu öyle bir şeydir ki,gelenleri etkiler ve o insanlar ülkelerine döndükten yıllar sonra bile o oteli unutamazlar.
Yıllarca Dünyanın her tarafına seyahat edip,herhalde yeryüzünün ¾ ünü görme şansını elde ettim.Kaldığım ülkelerin ve otellerin sayısını hatırlamıyorum.Ama hayatımda iki otelin benim için önemi büyüktür.
Her ikisinin de ortak özelliği dekorasyonu ve bir de kişiye özel verilen hizmetler.
Otelleri döşeyenler dekorasyon denen şeyin ne kadar önemli olduğunun farkında değiller.Tüm otellerde o rengi belirsiz garip kumaşlar,gri renkli alacalı bulacalı ağır perdeler,yine rengi belli olmayan halılar.
Tatilci veya iş nedeniyle otelde kalan insanların beklentisi nedir biliyor musunuz?
Kendini evinde gibi hissetmek,ama evinden daha çok rahat etmek.
O soğuk dekorasyonlarda insan nasıl kendini evinde hissedebilir?
17yıl önce Londra’da Picadilly Circus da kaldığım Hampshire otelini unutamıyorum.
Genelde otele giriş işlemlerinizi resepsiyonda yaptırır,sonrada bir bell boy tarafından odanıza götürülürsünüz.Oysaki burada bir kişi sizinle ilgileniyor,işleminizi yaptıktan sonra odanıza kadar götürüyordu.Bu size kendinizi müşteri değil de sanki misafir gibi hissettiriyor.
Yemek siparişi vermek için oda servisini aradığım anda telefona
Buyurun  ,Ms Aktan diye cevap veriliyordu.
Lobide,alıştığımız masa iskemle görüntülerinin yer almadığı bir çay servisi odası vardı. Kocaman bir koltuk ve onun önünde,üzerinde eski gümüş çay takımlarının durduğu ahşap antika sehpa insana evinin oturma odasında çay içiyormuş hissi veriyordu.
Odalarda pencereler Laura Ashley tarzı desenli perdeler ile kaplanmıştı.  Bu designer daha çok İngilizlerin kırsal kesiminden esinlendiği çiçek desenlerini kullanır ve insana kendini tabiatın içindeymiş gibi hissettirir.Londra’nın sisli puslu şehir görüntülerini yumuşatmak için ne kadar doğru bir seçim.
Banyoda ise makyaj pamukları alışık olduğumuz şekilde klasik kutuların içinde değil, cam bir kavanozun içindeydi.
Yine şampuan,vücut losyonu gibi ürünler için de üzerinde otelin ismi yazan plastik şişeler ideğil,çiçek desenli  isimsiz şişeler kullanılmıştı.
Bana sorarsanız bir otel odasının en soğuk yeri banyolardır.
Sanki her şey size orada gelip geçici bir insan olduğunuzu,hiçbir kimliğiniz olmadığını göstermek için yapılmıştır.
 En ufak bir sıcaklık yoktur.Bende bu yüzden odaya girdiğim zaman ilk iş olarak,banyodaki aynanın önüne  evde yapmadığım kadar çok tuvalet eşyasını,makyaj malzemesini yığarım.
Ancak o şekilde banyo, o soğuk havadan çıkıp biraz kişiselleşiyor.
 Gördüğüm en acayip banyo birkaç yıl önce kaldığım Hillside Su Otelin banyosuydu.
Bütün  pamuk,prezervatif,orkit ,aseton falan gibi acil ihtiyaç malzemeleri cam raflara sıralanmıştı.Kendimi bakkal dükkanında veya markette zannetmiştim. Bunları koyulduğu rafı bir kapakla örtmek çok mu zordur?Acayip göz yoran bir görüntüydü çünkü.
Hele o otelin bütün duvarlarının beyaz epoksi boya ile boyanmasını hiç mi hiç anlayamadım.
Sizi bir de kapıda tamamen beyaz giysili ve ayaklarında hemşirelerin giydiği tarzda sabolar olan otel görevlilerinin karşıladığı düşünülürse,insanın niye kendini hastaneye girer gibi hissettiği anlaşılır.
Gerçekten otele  gelen bir misafire bu hissi mi yaşatmak istiyor otelciler..
Su Otelin dekorasyonunda Miami ‘deki Delano Otel’e esinlenildiğini söylemişlerdi.
Hatta yemek salonundaki o kırmızı masalarda bile Delano’nun rose barından yola çıkıldığını sanıyorum.
Delano otel Miami South Beach ,in Madonna gibi dünya starlarını ağırladığı en lüks otellerinden biri.
Bir şeylere öyküneceksek ve konsept oteller yapacaksak,bari taklitlerimiz de başarılı olsun.
Delano otelde temel renk beyaz olmakla birlikte yerler ahşaptır ve sık sık yeşillikler,renkli aksesuarlarla bu gözünüzün alabildiği beyaz görüntü kırılmaya çalışılmıştır.
Su otelde ise beyazdan gayri gördüm tek renk,banyodaki market rafı görüntüsü veren orkit,aseton,cutiks falan gibi ıvır zıvırdı.
Su otelde yemek yerken tabağımdaki yeşil marul yaprağı bile   gözü son derece yoran kırmızı ışık nedeniyle kırmızımsı görünüyordu.
Bu rengin artık sadece fast food yenen ve insanları daha çok yemeğe teşvik etmeye çalışıldığı restoranlarda kullanıldığını bilmez mi otelleri dekore eden kişiler?
Kara mizah olarak aynı otelde  bir de diyet köşesi vardı..
Gerçekten de otel dekorasyonunun  çok düşünülerek ince eleyip sık dokuyarak yapılması taraftarıyım.Çünkü ziyaret süresince otel kalan kişinin evi gibidir.Dekorasyonun bir  oteli sevip sevmemenizde çok rolü olduğunu düşünüyorum.

Hiç yorum yok: